Kemal’Den EN
← Anılara dön

Anı

Deniz’in İlk Takımı

27 Eylül 2026 · 30. hafta · 3 dk okuma

Altı yıldır yaşadığım Stockport’un takımı Stockport County’nin maçına gittim. Eve bir futbol maçından fazlasıyla, bir de 12–18 aylık mavi bir formayla döndüm.

Güneşli bir günde Stockport County oyuncuları, ayakta alkışlayan mavi formalı taraftarların önünde tünelden sahaya çıkıyor

Bu hafta sonu, yıllardır ertelediğim bir şeyi yaptım.

Altı yıldır yaşadığım Stockport’un yerel takımı Stockport County’nin maçına gittim.

Niyetim basitti: Futbolun kalbi denilen İngiltere’de, alt liglerde maç gününün nasıl geçtiğini görmek; arkadaşlarımla birkaç saat keyif yapmak ve biraz da Almanya, Türkiye ve İngiltere’yi bu anlamda kıyaslamak.

Ama gün sonunda bir futbol maçından fazlasını alıp eve döndüm.

Bizi maça gitmeye ikna eden arkadaşım Türker ve Recep abimizle önce fan zone’a gittik. Her yaştan insan vardı. Aileler, arkadaş grupları, forması kendisinden eski görünen amcalar, çocuklar… Hatta iki küçük taraftarla masamızı paylaştık.

Hava da şansımıza güzeldi.

Bira makul fiyatlı, ortam neşeliydi.

Kısacası, havanın güzelliğinden midir yoksa atmosferin iyiliğinden midir bilinmez, insanlar mutluydu.

Hatta bir ara bira satan görevli aksanımdan nereli olduğumu sordu. Türkiye’den geldiğimi öğrenince öyle sıcak gülümsedi ki, o an kendimi biraz daha az yabancı hissettim.

Bir şehre ait olmak, vergi ödemekten ibaret değil; insan olup şehrin değil, evrenin bir parçası olduğunu kabullenmek gerek.

Bazen biri sana “Hoş geldin” der gibi baktığında çok yabancı hissedebilirsin; bazen birisi varlığını umursamadığında doğru yerde olduğunu da hissedebilirsin. Bu seninle alakalıdır.

Maç başlamadan hemen önce, yani biralardan sonra — benim sözüm var, benimki alkolsüzdü; doğuma kadar içmek yok — kulübün mağazasına girdik.

Stadyumun tuğla duvarında County Store tabelalı kulüp mağazası; vitrinde turuncu formalar, kapıda içeri giren taraftarlar

Orada Türker’e teşekkür ettim ve önemli bir kararımı paylaştım:

Deniz’in lokal takımı belli oldu.

Henüz dünyaya gelmedi ama gelecek yıl onunla maça gitmeye karar verdik. 12–18 aylık bir forma aldım. İç saha rengi olan maviyi seçtim.

Bence oldukça şık bir forma.

Mağaza askısında Stockport County armalı, mavi desenli bebek forması ve beyaz şortu

Hatta birçok Premier League takımının formasından daha karakterli olduğunu bile söyleyebilirim. Tarafsız yorum yapmaya çalışıyorum ama artık pek mümkün değil.

Bu anı unutmak istemedim.

Kendi tasarladığım, şimdilik prototip hâlindeki uygulamaya bütün günü kaydettim. Bir de gelecek yıl için hatırlatıcı ekledim:

“Deniz’i ilk Stockport County maçına götür.”

Teknolojiyi artık daha yakından tanıyorum; bir telefonun özellikleri ya da bir arabanın kronik arızalarından fazlasına ilgi duyuyorum. Yapay zekâ ile yapılabilecekleri keşfediyor, sınırlarımı aşıyorum ki bir gün Deniz’e ayak uydurmakta zorlanmaya başladığımda en azından neyden bahsettiğini anlayabiliyor olayım.

Neyse...

Maçı da kazandık.

Ama günün en güzel tarafı skor değildi.

Devre arasında insanlar sohbet edip maçı değerlendirirken, diğer tarafta çocuklar için hazırlanmış alanda iki görevli, içinde bulundukları atmosferi onlar için daha unutulmaz kılma çabasında, onlara etkinlikler düzenliyor ve eğlenmelerini sağlıyordu. Ebeveynler hemen orada gururla çocuklarını izliyor, heyecanlarına şahit oluyor, gelecekte bu stadyumda geçecek yeni hatıralarını düşünüyorlardı; ya da ben uzaktan bakarken öyle sandım.

Anneler “Nereden geldik buraya?” diyor da olabilirler ya da babalar, “Bir maçımız var, onu da bırakın kendimiz izleyelim,” diyor da olabilirler.

Bilemiyorum, Altan; zamanla öğreneceğiz.

Hepsi bir yana;

Bir baba için yılda sekiz-on hafta sonu yapılacak hazır bir etkinlik düşünün.

Birlikte gidiyorsun.

Bir şeyler yiyorsun.

Aynı tezahüratı öğreniyorsun.

Belki takım kaybediyor, belki hava berbat, belki çocuk ikinci yarıda sıkılıp eve dönmek istiyor.

Ama yine de birlikte yaşanmış bir günü daha özel, daha anılası kılıyorsun.

Bundan daha kaliteli bir hafta sonu planı düşünemiyorum.

Tabii bu benim açımdan böyle.

Bakalım Deniz Bey mavi rengi sevecek mi?

Futbolu sevecek mi?

Stockport County’nin adını doğru söyleyebilecek mi?

Bunların hiçbirini şimdilik bilmiyorum.

Ama şunu biliyorum: Çocukların yalnızca iyi okullara, iyi oyuncaklara ya da iyi imkânlara değil; kendilerini güvende ve ait hissettikleri küçük topluluklara da ihtiyacı var.

Gönül isterdi ki Türkiye’de de her çocuk, futbolu küfürle, kavgayla ya da kötü haberlerle değil; ailece gidilen, eğlenilen, iyi insan olmanın ve iyi sporcu olmanın öğrenildiği ortamlarla hatırlasın.

Belki böyle yerler vardır, belki daha fazlasına ihtiyacımız vardır.

Benim Deniz için umduğum şey basit:

Burada gördüğü iyi şeyleri, bir gün ait olduğu diğer topraklara da taşıyabileceği bir ülkenin çok da uzakta olmadığını bilsin.

Tüm çocuklar iyi olanı çoğaltsın.

Kötü olanı normal kabul etmesin.

Gelecek yıl o hatırlatıcı çalacak.

Formayı çıkaracağız, Türker’i alacağız ve belki Deniz, hayatındaki ilk maçta sahadan çok babasının heyecanına bakacak, diğer insanları şaşkın gözlerle izleyecek.

Bence güzel bir başlangıç.

Arda Güler’e sevgilerle... :)