Kemal’Den
← Anılara dön

Anı

Korktuğum Şey Doğum Değil

18 Eylül 2026 · 28. hafta · 2 dk okuma

Doğum sözlüğünü öğrenmek için başladığım videolar beni bir ebe çevresiyle tanıştırdı. Öğrendikçe doğuma bakışım değişti: artık şahitlik etmek için sabırsızlanıyorum.

Bahçe taşlarının üzerinde güneşe doğru kararlı adımlarla yürüyen tekir kedi

Ebelerin anlattıklarını anlamıyordum.

Induction, membrane sweep, dilation, assisted birth…

İngiltere’de doğuma hazırlanırken bir noktadan sonra İngilizce bildiğinizden değil, ayrı bir doğum sözlüğüne ihtiyacınız olduğundan şüphelenmeye başlıyorsunuz.

Ben de hem bunları öğrenmek hem de öğrenirken biraz eğlenmek için doğumda kullanılan İngilizce kelimeleri videoya çevirmeye başladım.

Videolar acayip tuttu.

Şu anda ciddi ciddi bir ebe çevrem var.

Ebeler videoları beğeniyor, birbirlerine gönderiyor. Ebelik dernekleri etiketleniyor, içerikler hikâyelerde paylaşılıyor. Hatta bir tıp fakültesinin ebelik bölümü, daha fazla bilgi ve içerik paylaşmamı istedi.

Bir noktada durup şunu düşündüm:

Oğlum, bu iş nasıl buraya geldi?

Instagram o kadar da boş bir yer değilmiş

Instagram’a biraz haksızlık ediyor olabiliriz.

Elbette herkesin bir tarafında beğenilmek, sesini duyurmak, trendlere ve zamana ayak uydurmak var. Ben de bundan tamamen bağımsız değilim. Rakam görünce dayanamayıp kendime mücadele çıkaran bir insanım.

Ama insanların içinde öğrenme, bilgilenme ve öğrendiğini başkasına gönderme isteği de var.

Ben bilgi içeriklerinin sıkıcı olacağını düşünüyordum. Bu yüzden daha eğlenceli videolar hazırlamaya çalışıyordum.

Şimdi anlıyorum ki mesele bilgiden kaçmak değilmiş.

Bilgiyi eğlenceyle birleştirmekmiş.

Bu süreçte Instagram algoritmam da tahmin edilebileceği üzere tamamen değişti. Yalnızca son bir haftada binin üzerinde gebelik, doğum, doktor, yenidoğan ve “doğuma bir haftam kaldı” videosu izlemiş olabilirim.

Telefonum artık benim kim olduğumu benden daha iyi biliyor.

Ama bütün bu içerikler farkındalığımı da inanılmaz artırdı. Kadın bedeninin gebelik boyunca nasıl değiştiğini, plasentanın ne yaptığını, doğumun nasıl ilerlediğini ve doğumdan sonra bile bedenin çalışmaya nasıl devam ettiğini öğrendikçe kendi düşüncelerim de değişmeye başladı.

Bu noktada bir sırrımı paylaşayım.

Ben doğuma girmek istemiyordum

Hatta doğuma şahit olma fikri bana oldukça itici geliyordu.

Elvin yanında olmamı istediği için girecektim.

Sonra öğrenmeye başladım.

Öğrendiğim şeylerin neredeyse tamamı kadın bedeninin ve doğum sürecinin ne kadar olağanüstü olduğuyla ilgiliydi.

Döllenmeden plasentanın doğumuna kadar beden, aylar boyunca hiç durmadan yeni bir hayat için çalışıyor. Organlar yer değiştiriyor, hormonlar değişiyor, beden değişiyor, zihin değişiyor. Bir yandan gündelik hayat devam ediyor; işler yapılıyor, kararlar veriliyor, korkularla uğraşılıyor.

Üstelik gebelikte ruh sağlığı da fiziksel sağlık kadar önemli.

Bütün bunları öğrendikçe doğuma bakışım değişti.

Şimdi doğuma sadece girme fikrine alışmış değilim.

Doğuma şahitlik etmek için sabırsızlanıyorum.

Elvin’in güçlü olduğunu zaten biliyordum

En büyük korkularıyla yüzleştiğinde görmüştüm.

Sigarayı bıraktığında görmüştüm.

Bana karşı kendi hakkını savunduğunda da içindeki canavarın orada olduğunu hatırlatmıştı.

Ama gebelik ve doğum başka bir şey.

Aylar süren fiziksel ve ruhsal değişimi taşımak, belirsizlikle yaşamak ve bütün bunlar olurken hayatına devam etmek gerçekten büyük bir dirayet istiyor.

İster yaradılış deyin.

İster doğa ana deyin.

İsterseniz yalnızca “Vay be!” deyin.

Diyemeyeceğiniz tek şey, “Abartıyorsun” olur.

Çünkü bu abartılacak bir şey değil. İçtenlikle söylüyorum: Yeni bir hayatın tek bir hücreden başlayıp doğuma kadar ilerlemesi kesinlikle mucizevi bir süreç.

Bunu asla küçümsemeyeceğim. Çevremdeki herkese de avazım çıktığı kadar anlatmaya devam edeceğim.

Şimdi doğumun başlamasını sabırsızlıkla bekliyorum.

Umarım her şey yolunda gider. Umarım hep birlikte sağlıkla hayatımıza devam eder ve bu eşsiz deneyimin tadını çıkarırız.

Korkmuyorum diyemem.

Korkuyorum ama korktuğum şey doğum değil…