Kemal’Den
← Anılara dön

Anı

Anılar ve Algoritmalar

2 Eylül 2026 · 26. hafta · 2 dk okuma

Bir anı arşivi olarak başlayan Instagram hesabı, birkaç video sonra algoritmayla ebeveynlik arasında tuhaf bir hesaplaşmaya dönüştü.

Denizde bir dalganın üzerinde ilerleyen tek bir sörfçü.

Çocukla anılarımız biriksin, çağa ayak uyduralım, ben de yeni bir şeyler öğreneyim diye Instagram’a girdim.

Beş video sonra, izlenmeyen videoları nasıl daha fazla kişiye ulaştırırım derdine düştüğümü fark ettim.

Hâlbuki ilk hedefim çok basitti: Bir şeyler kaydedelim. Yıllar sonra açıp bakalım. Çocuk büyüdükçe eski anılara buradan ücretsiz ve ayrıca bir bulut hesabına ihtiyaç duymadan ulaşırız; en kötü ihtimalle de bunlara güleriz, diyordum.

Ama videolar az izleniyor diye anıları bırakıp rakamları geliştirmeye odaklandım.

Hırs mı, genetik mi, yoksa yıllardır rakamlarla ve satışla uğraşmak mı sebebi, bilmiyorum. Rakam görünce dayanamayıp kendime challenge çıkarıyorum:

“Algoritma nedir?” “İlk üç saniye neden önemli?” “Hangi saatte video atılmalı?” “Süresi ne olmalı?”

Diyeceğim o ki, bilgileneyim diye başladığım hobi, bir anda mücadele etmek istediğim bir rekabete dönüştü.

“Bari,” dedim, “bundan da bir fayda sağlayayım.” Gittim, araştırdım: İnsan kendi duygularına ne kadar hükmedebiliyor? Çocuğuna ne aktarabiliyor? Aile bunun neresinde?

Bulgular fena değil. En azından projenin amacına hizmet eden, akla kazınması ve her ebeveynin mutlaka bilmesi gereken bir konuda cevap bulduğumu düşünüyorum: Onaylanma!

Mesela çocukların duygularını yönetmesi, onlara “Üzülme” ya da “Abartma” demekle pek öğretilemiyor. Duyguyu hemen söndürmeye çalışmak yerine, önce ne olduğunu anlamalarına yardım etmek gerekiyor. Bu ebeveynlik yaklaşımına emotion coaching deniyor.

Yani oğlum bir gün bir konuda başarısız olup dağıldığında, benim ilk işim meseleyi çözmek ya da ona motivasyon konuşması yapmak olmayacak. Bazen “Tamam, buna üzüldün.” diyebilmek daha işe yarar bir başlangıçmış.

Bir de özgür irade dediğimiz şey var. Çocuğu tamamen kendi hâline bırakmak değil; ona yaşına uygun seçim alanları açmak, her şeyi onun yerine belirlememek. Kısacası, hayatının genel müdürü olmaya çalışmamak.

Ailenin rolü de burada: Çocuğun her davranışını doğru bulmak değil; yanlış yaptığında, başarısız olduğunda ya da kimse onu alkışlamadığında ilişkideki yerinin değişmediğini hissettirmek, sevgiyi hissetmesi için ona zaman ayırmak.

Burada aklıma takılan bir şey var, yanıtını bulamadım: Her durumda sevgi göstermek, bir çeşit onaylama olmaz mı? Galiba bu kavramı zamanla ya da yaşayarak oturtacağım. Sinirlendiğinde ne yapacağımı daha detaylı öğrenip buraya ekleyeceğim! Şimdiden sinirlendim bile. :)

Bir kaynakta, “Davranışın sonucu olur. Sınırı olur.” deniyor. Ama sevgi karşılıksızsa sonuç bunun neresinde? Sınır ne işe yarıyor? Anlayacağız elbet. Mesela bizim kediler altı yaşına geldiler, hâlâ ben yürürken benden kaçıyorlar. Ben yine de seviyorum. :)

Yeni şeyler öğrendik mi? Evet.

Bunlar Deniz için işimize yarar mı? Muhtemelen.

Anlamaya çalışmaya devam edecek miyiz? Kesinlikle.

Ama bu, az izlenen bir videodan sonra oturup izlenme grafiğini yenileyen aciz bir insancık olduğum gerçeğini değiştiriyor mu? Hayır!

Maymun Charlie’ye selam ve saygıyla.